Sistemin son güncellemesi Türkiye saatine göre 17.05.2012 00:25 'de yapılmıştır.
Her yarım saatte (30') yazar günlükleri pinglenir.
08 05 2012 - 19 2/7
Furkan Gokce
Çin sitelerinden güvenilir alışveriş yapmak mümkün mü? | 08.05.2012 15:44 | Furkan Gökçe/ | Yorum Yaz

Kullandığımız çoğu ürün Çin’de üretiliyor ya da Çin menşeili parçalar bulunduruyor. Bunların ucuz olması da Çin’de kalitesiz üretim yapıldığı düşüncesini oluşturuyor. Böyle bir ortamda, Çinlilere olan güvenimiz de zedeleniyor.

Son zamanlarda ülkemizde de kullanımı yaygınlaşan Çin ve Hong Kong merkezli eticaret sitelerinden bahsedeceğim. Güvenilirliklerini, müşteri memnuniyetlerini eleştireceğim. Kendim FocalPrice.com isimli internet sitesinden alışveriş yaptığım için bu site üzerinden eleştireceğim Çinlileri. Ancak başlamadan belirtmem gerek, bu site Çinli eticaret siteleri arasında en yüksek oy alanlardan birisidir.

2 Nisan gecesi siparişimi verdim, PayPal ile Amerikan Doları olarak ödememi yaptım. 95 dolar olan siparişim, çeşitli kuponlarla 85 dolara indi. Bu siteyi kullanma sebeplerimden birisi bu idi, bir diğeri de ücretsiz kargo takip numarası veriyor olması.

4 Nisan günü siparişimin kargoya verildiği haberini, iki gün sonra da kargo takip numaramı aldım. Beklemeye başladım. Daha önce alışveriş yapan tanıdıklarımdan aldığım bilgiler doğrultusunda bir hafta içerisinde kargomun ne durumda olduğunu öğrenebilecektim. Forumlara göz attığımda da benzer söylemlerle karşılaştım.

Bir süre kendileri ile doğrudan kendi internet siteleri üzerinden tartıştım konuyu. Ancak çözüm bulamayınca, Paypal’da itiraz açtım. İtirazımdan sonra bana 40$ kupon önerdiler, indirim yaptılar ama hiçbirisini kabul etmedim.

Aradan tam bir ay geçtiğinde, Paypal’daki itirazımı da hak talebine çevirdikten birkaç gün sonra, kargo takip numaram çalışmaya başladı. Her gün başka bir şehirdeydi. Ben bu kadar uğraştıktan sonra, üstelik bana bir ay önce postalandığı söylenen ürünlerin bu kadar geç gönderilmesi çok sıktı canımı. Neyse ki çıktı yola ve aldım siparişlerimi.

Epey uğraştım, az para değil, 150 liradan fazla ödedim. Tam 34 gün sonra elime ulaştı. Aslında süre normal. Anormal olan, beni para iadesi istemeye iten şey ise kargo takip numarasının çalışmaması. 

Doğal olarak bütün ürünleri açtım, kontrol ettim, inceledim. Sadece uzaktan kumandalı aracın kumandasında bir problem tespit ettim. Kollar ters çalışıyor. Sağa çevirdiğimde, sola gidiyor mesela. Onun için tekrar görüşmeye başladım, bir miktar para iadesi talep ettim. Bu tür sıkıntıları böyle çözümlediklerini biliyorum. Bakalım sonu ne olacak.

Çin’den aldım bir tane, eve geldi bir tane?

Çinlilere güvenmiyoruz. Haklıyız. Her şeyin korsanı, ucuzu, sağlıksızı var. Ama aynı ürünlerin kendileri, sağlıklıları da Çin’de üretiliyor. Üzerlerinde Amerikan ya da diğer emperyalist ülkelerin markaları yazınca güvenip alıyoruz. Alışveriş sırasında gecikme olunca, söz konusu da Çin olunca korktum. Dolandırıldığımı düşündüm, sinirlendim ve saldırdım. Ama adamlar sözünün eri çıktı, haklarını vermek gerek. Gecikme konusunda sorumluluklarını kabul etmiyorlar ama o da doğaldır. Türkler bile yapıyor bunu.

Uzun lafın kısası, alışverişten memnun kaldım. Alışveriş yaptığım focalprice.com idare eder. Daha iyi siteler olduğunu alışveriş yaptıktan sonra öğrendim. Benim için çok geçti, sizlere söyleyeceğim. Memnuniyetimin başlıca sebebi alışverişin ülkemize kıyasla %30 civarı tutması. Ben 150 lira verdim ama aynı alışveriş Türkiye’de 450-500 liraya denk geliyor. Bazı ürünlerin ülkemizde ender bulunması da fiyatın bu kadar yüksek olmasının sebeplerinden.

Aldığım ürünler ve fiyatları:

Güvenilir bulduğum siteler (avantajlar):

  • Aliexpress.com - Ücretsiz kargo, satıcı detayları ve dönemlik kampanyalar
  • Dealextreme.com - Kaliteli hizmet, ücret karşılığı kargo takip numarası
  • Madeinchina.com - Bol ürün çeşitliliği
  • Focalprice.com (benim alışveriş yaptığım) - Ücretsiz kargo ve kargo takip numarası, değişik ürünler, dönemlik kampanyalar, diğerlerine nazaran daha uygun fiyatlar, kötü müşteri hizmetleri

Diğer sitelerden alışveriş yapmadığım için kesin şeyler yazamadım. Ancak aynı dönemde alışveriş yapan arkadaşlarımdan aldığım bilgilere göre diğerleri biraz daha hızlı çalışıyorlar.

02 05 2012 - 18 3/7
Erturk Ihsan Limon
içimden geldiği gibi | 02.05.2012 21:49 | Ertürk Online/ | Yorum Yaz

Zamanla da olsa fark ediyor insan. Bazen bulunduğun durumu çıkmaz görüp başta durgun kalıyorsun, kabullenirim diyorsun. İçten içe önem verdiğin ama elinden bir şey gelmez sandığın anlarda susmayı yeğliyorsun. Daha ilk anda düşündüğün, ağzından içinden geldiği gibi dökülmesi gereken kelimeler bazen gereksiz çalışan aklının ağlarına takılıp çırpınıyor. Belki konuşunca kaybedeceklerin var, evet. Başka insanlarla bir olup başka şeylerle bir şekilde beynini uyuşturmaya çalışıyorsun. Kafanı zorla diğer tarafa çeviriyorsun. Bu şekilde diğerlerini kandırabilsen de bir yerden sonra aklın kendi oyunlarına bağışıklık kazanıyor. Bu sırada hayat sana inat, seni tesadüfün ötesine, kader diyebileceğin yerlere sürüklüyor. Her kaynakla beslenip büyüyerek sığmayan fikri tutamayıp doğru soruları sormaya başlıyorsun:

“Ya kazanırsam? Hayatımın dönüm noktası olup olmayacağını nereden bilebilirim? Belki de bu beni, seni, onu daha iyi yapacak, denemeden nasıl öğrenebiliriz? Sırf susarak tüm bu insanları nelerden mahrum bırakıyorum?”

Artıları, eksileri döküyorsun. Alemin en kral muhasebecileri bile senin neyi kazanıp kaybedebileceğini kara kara düşünen haline kıyasla yeteneksiz kalıyor. Bir yandan elinde olanı hiç kaybetmemek istiyorsun. Bunun mümkün olmadığını da biliyorsun. Kendinle, daha önce yaptıklarınla, söylediklerinle çelişmeye ve inatlaşmaya devam ediyorsun.

Fikrin sonuna geldiğinde, bundan sonra yapacakların için çok geç kalmadığını umuyorsun: “İçinden geldiği gibi, doğru olana ulaşması dileğiyle akışına bırakarak…”

İnsan nasıl da değişiyor, hayret. Şekli, fikri.. Bir yaşı diğerini tutmuyor. Say desen sayamam önceki nasıldı, şimdiki nasıl. Ne sıfat yeter, ne ben hangisinden başlayacağımı bilebilirim. Zorlasam ilk bu çıkar herhalde, basit, özet: “daha iyi”

rabbit hole | 02.05.2012 19:30 | Ertürk Online/ | Yorum Yaz

- This is your last chance. After this, there is no turning back. You take the blue pill – the story ends, you wake up in your bed and believe whatever you want to believe. You take the red pill – you stay in Wonderland and I show you how deep the rabbit-hole goes…

 

 

23 04 2012 - 17 1/7
Furkan Gokce
Bay Feynman çok haklı idi. | 23.04.2012 11:26 | Furkan Gökçe/ | Yorum Yaz

Bir süredir “Eminim şaka yapıyorsunuz, Bay Feynman!” kitabını okuyorum. Kitapta dikkatimi çeken ve bugün ülkemiz eğitim sistemine uygun olduğunu düşündüğüm bir bölüm okudum.

Feynman (dönemin en önemli fizikçilerinden, Nobel Barış Ödülü sahibi bilim adamı), davetli olarak Brezilya’ya gider. 10 ay kadar eğitim verir ve bu sürecin sonundan Brezilya serüvenini yorumlaması için söz verilir. Elinde okullarda okutulan kitaplar vardır. Açıp birkaç bölüm okur ve Brezilya’da eğitimin, ezbercilikten ibaret olduğunu; öğrencilerin bilgiyi somutlaştıramadığını iddia eder. Üç kişiyi örnek verir ve buna rağmen başarılı insanlar çıkabildiğini söyler. Bunun üzerine o üç insan konuşur ve onların da aslında Brezilya’da eğitim almadıkları öğrenilir.

Eğitim sistemimizin fiziki yapısı ile durmadan uğraşılan şu günlerde; aslında ne kadar gereksiz tartışmalara girdiğimizi fark edemiyoruz. Önemli olan 4+4+4 ya da 8+4 olması mı, yoksa okullarda öğrencilere nelerin, nasıl öğretildiği mi? Kaldı ki, eğitimcilerimiz, öğretmenlerimiz, kendileri iyi eğitilmişler mi de çocuklarımızı emanet ediyoruz onlara?

Ülkenin en iyi okullarında eğitilmiş, sınavlarda en iyi sıralamalara yerleşerek bugün yine en iyi üniversitelerde eğitim alan arkadaşlarım dahil, hepimiz bu sistemin eğittiği öğrencileriz. Yanlışlardan en çok bizler etkilendik. Bunu düzeltmek de, bizlere düşüyor.

20 04 2012 - 16 5/7
Furkan Gokce
Günlük tutmak iyidir. | 20.04.2012 22:53 | Furkan Gökçe/ | Yorum Yaz

Günlük insanların kendileri için yapabilecekleri en iyi şey olabilir. Düşünsenize bir gün sabah uyandığınızda hiçbir şey hatırlamadığınızı. Kimsiniz, ne iş yaparsınız, neler yaptınız bilmiyorsunuz. Düşünüyorum da, hayatımın en büyük hatası, bu güne dek günlük tutmamış olmam. Diğer hatalarım ile ilgili de yazacağım ileride.

Geçtiğimiz aylarda, evinden yürüyerek hastaneye giden komşumuz, hastanede komaya girdi. Uyandığında ise hiçbir şey hatırlamıyordu. Çocuklarını, eşini, kendi ismini bile hatırlamıyordu. İşte o an anladım geçmişin önemini.

Herkes zaman zaman bir an önce geçsin şu vakit, keşke başkası olsaydım gibi şeyler der. Ben de dedim. Bir de onlar için pişman oldum. Kimse bir başkası olamaz. Hayatın bir saniyesini bile atlayamayız. O saniyede uyuyor olmak bile bizi, biz yapıyormuş.

Bu duruma bir son verip, en kısa zamanda günlük, hiç olmadı iki ya da üç günde bir yazacağım bir hatıra defteri tutmaya başlayacağım. Yine bu durumun başlıca sebebi olarak bilgisayarımı gördüğüm için birçok mektup adresimi, sosyal medya hesabımı kapattım. Bu sayfada, özellikle de son iki ay içerisinde, birçok düzenleme yaptım. Daha seyrek yazmaya karar verdim.

Tüm bunların dışında, bir de roman yazacağım. Hayat kısa, istediklerimi yapmam gerek. Birilerinin okuyup okumayacağını umursamıyorum. Sadece yazacağım. Belki de bir gün basılır yazdıklarım.

15 04 2012 - 15 7/7
Erturk Ihsan Limon
göğe bakma durağı | 15.04.2012 20:52 | Ertürk Online/ | Yorum Yaz

ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
şu aranıp duran korkak ellerimi tut
bu evleri atla bu evleri de bunları da
göğe bakalım

falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
inecek var deriz otobüs durur ineriz
bu karanlık böyle iyi afferin tanrıya
herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
beni bırak göğe bakalım

senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
seni aldım bu sunturlu yere getirdim
sayısız penceren vardı bir bir kapattım
bana dönesin diye bir bir kapattım
şimdi otobüs gelir biner gideriz
dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
bir ellerin, bir ellerim yeter belleyelim yetsin
seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
durma kendini hatırlat
durma göğe bakalım

Turgut Uyar

13 04 2012 - 15 5/7
Cem Vedat Isik
Ben daha iyisini çekene kadar en iyisi bu… | 13.04.2012 18:57 | isik.net | Cem Vedat IŞIK/ | Yorum Yaz


Beni Facebook ya da Twitter‘dan takip eden arkadaşlarım bilirler, Türkiye’nin en meşhur bilet fotoğrafını bundan tam beş yıl önce paylaşmıştım.

Aradan beş yıl geçmesine rağmen daha iyisi çekilmemiş olacak ki, bugun adını bildiğiniz tüm gazete ve haber sitelerinin ana sayfalarında neredeyse her hafta yer buluyor. Piyasadaki bilet fotoğrafı eksikliğinin farkında olarak, benden izinsiz herhangi bir fotoğrafımı kullananlara 05/12/1951 tarihinde kabul edilen, 5846 numaralı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hatırlatır, uzlaşmayı seven bir tavırla selam ederim.

Bunlar da ilginizi cekebilir:

  1. Suya doyana kadar…

11 04 2012 - 15 3/7
Erturk Ihsan Limon
kendi çölünde kaybolanların hikayesi | 11.04.2012 18:57 | Ertürk Online/ | Yorum Yaz

Leyla ile Mecnun, kendi çölünde kaybolanların hikayesidir. Umudunu yitirmeden bekleyenlerin, hüznün olduğu yerde kahkahayı eksik etmeyenlerin, hala sevdiği kızın gözlerine bakıp “seni seviyorum” demekte zorlananların hikayesidir. Leyla ile Mecnun hayatı boyunca hep yedek kalmışların hikayesidir. Beethoven’ın 9. Senfoniyi bestelediğinde sağır olduğunu bilenlerin ama arabeskten de vazgeçemeyenlerin, başka hikayelere dahil olamadığı için kendi hikayelerini yazanların, bazen küfürlü konuşup aşkla susanların, kafası hayli karışık olanların hikayesidir. Leyla ile Mecnun güçlü olmak istemeyenlerin hikayesidir. Daha çok deneyen, daha çok yenilen, hep deneyen ve hep yenilenlerin hikayesidir…

Neemiş? İşte Leyla ile Mecnun bizim hikayemizmiş. Çok da uzatmaya gerek yokmuş. laaaps!!

10 04 2012 - 15 2/7
Furkan Gokce
ODTÜ öğrencileri tarafından yeniden yorumlanan Coldplay’in... | 10.04.2012 19:30 | Furkan Gökçe/ | Yorum Yaz


ODTÜ öğrencileri tarafından yeniden yorumlanan Coldplay’in Paradise videosu. Çok hoşuma gitti. :)

06 04 2012 - 14 5/7
Ozan Sener
Aha Moment ve Imkansizligi | 06.04.2012 08:25 | Ozan Sener/ | Yorum Yaz

aha moment (n): an instant at which the solution to a problem becomes clear

Cocuklugumuz aslinda bu “Aha Moment” hikayeleri ile dolu sanirim. Archimedes’in hamamda suyun kaldirma kuvvetini bulusu sonra ortalikta Euraka! Euraka! diye dolasmasi. Newton’un basina dusen elma ya da Nash’in barda “game theory”‘yi bulmasi gibi. Her ne kadar bilimi daha eglenceli ve ilginc bir surec olarak gostermesi, insanlarin bilime tesvik edilmesi acisindan anlamli olsa da, bu hikayelerin azimsanamayacak yan etkileri oldugunu dusunuyorum.

Aslinda butun olay surec ve sonuc arasindaki dengesizlikle ilgili. Tum bu anlattigimiz aha! anlari bir surecin sonucu ve malesef bu surec oyle kisa bir surec de degil uzun calismalar hayal kirikliklari obsesyonlarla dolu. Neyse konumuza donersek tum bu hikayeleri ya da bilim tarihini incelerken sureci tamamiyla atlayip sonuca odaklanmamiz, beynimizde yanlis onyargilarin olusmasina neden oluyor. Bilim insanlarinin “yarticilik” veya “zeka” gibi dogustan gelen yetenekleri olduguna inaniyoruz. Kendimiz bilgiyi arama surecine girdigimizde ise, o sonuc odakli olusumuzun en buyuk yan etkisini yasiyoruz. Bir problemi cozmeye calistigimizda o aha! anini bekliyoruz, ve tabiki problem zorlastikca cozum daha da zorlasiyor. Ve iste o noktada tam surecin ortasinda tembellik icgudumuz bize en buyuk oyununu oynuyor, o aha! aninin gelmedigini ve gelemeyecegini dusunuyor. Hatta diyor ki beynimize sen bu problemi cozebilecek kadar “zeki”, “yetenekli” ya da “yaratici” degilsin. Ve biz de kolay olani secip birakiyoruz. Hem de belki de cozume cok ama cok yakinken. Tum bunlar yetmezmis gibi, egitim sistemimiz tamamiyla sonuc odakli ve sonuc odaklilik bilincaltimiza her gecen gun daha da fazla yetisiyor.

Aslinda tum bunlarin disinda bir nokta daha var, ve bence tum bu anlattiklarimin temelindeki nokta bu. Biz bazi seylere gereginden cok ama cok fazla deger veriyoruz. Egitim sistemindeki sinavlari fazla ciddiye aliyoruz. Ve daha da kotusu bazi kelimelere gereginden cok fazla anlam yuklemeye calisiyoruz. Ozellikle de “yaraticilik”, “liderlik”, “zeka” veya “yenilikcilik” gibi kelimelere. Ne gerek var bu kavramlari veya bu sinavlari bu kadar ciddiye almaya, aslinda ne gerek var ne olup olmadigimizi bu kadar ciddiye almaya. Mantikli olan ne yaptigini ciddiye almak degil mi aslinda ya da ne yasadigini. Ve hepsinden onemlisi hic bir kelimeye ne gereginden fazla anlam yuklemeye ne de ondan gereginden fazla sey beklemeye gerek var. Bir arkadasimin da dedigi gibi “Bu fistigin bize sundugundan fazlasini beklememek lazim bu fistiktan” Neyse fistik tek basina gitmez :p …..